Suya atlarken Sağ elimle maske ve regülatörü tutup atlarım, Nesem'in “büyük bir adım hadi” si kulağımda olarak. Sığ bir derinlikti ki dalışa geçmeden paletimin ucu dipteki keskin nesnelere değiyordu.
İndiğimizde dipmetrede 2 ile 3 metre arasını gösterdi dalış süremiz boyunca. Ayağıma değen şeyleri merak ederken bir yandan da badimi kaybetmemeye çalışıyordum; nede olsa Hakan tarafından ona zimmetlenmiştim kimseyi zor durumda bırakmamak gerekirdi. Görüşün yer yer 10 cm ye düştüğü anlarda bu epey zor oluyordu. Çoğu zaman maskeme değen paleti bile görmekte zorlandığım oldu. Miyop olmamın etkisi mi acaba?
Yüzlerce kırılmış su damacanaları zeminde kesmeyi bekler yatıyorlardı; ayağımın konuk olduğu nesneleri anlamıştım.
Su altında bulduğumuz yabancı nesneleri koyacağımız fileyi taşıyan diğer iki arkadaşı bir göz kırpış anında yitirdik ve badimle onları bulmak için dolaşırken iskele altında bulduğum silahın balıklarca kullanılmadığını bilmek rahatlamamı sağladı.
İskele altında döndüğümüz köşe sayısını anımsamıyorum ama iskelenin orta ayağından geçince beyaz çimento torbalarının biraz ilerisinde inşaat demirleriyle bitişik büyük bir plastik torba var onun hemen bitiminde başlayan cam kırıklarını toplar bulduk arkadaşları.
Suya yabancı ne varsa elimize geçen torbaya doldurup yukarı çıktık.
Ardından tekrar daldık halı, kilim, muşamba, depozitosu ödenmiş ama geri verilmemiş şişeler, pet şişeler, teneke bira kutuları, dart, bir gece konduyu bir geceye kalmadan konduracak inşaat malzemeleri… Şantiyedeydik sanki denizin altında değil; İskele üstünden “usta harç doldur”,”abi iki kat daha çıksak mı kaçak maçak” diyenler eksikti bir.
Araba lastiklerinin her boyunu görmek Haliçten alışık olduğumdan pek yabancı gelmemişti. Ama burası Büyükada’ydı nasıl ulaşmıştı bunlar? (Sonradan Teknemizin kaptanıyla sohbet edince anladık tekneler iskeleye yanaşırken zarar vermesin diye teknenin yanlarına bağlanan bu lastikler ipleri kesilince dibi boyluyor ve doğaya zarar vermek için zemine yerleşiyordu)
180 bar havayla dalmış 110 barını bitirmiştim.50 dakikalık dalış ve kilimlerle 3 tekerleği çıkarmak için harcadığım efora bakınca epey az geliyor şimdi.
Bir markette reyonlar arasında dolaşmadan farkı olmayan İskeleyi elimizden geldiğince temizleyip kaderiyle baş başa bırakıp yukarı çıktık.
Sudan çıktığımızda daha suyu kaçmamış kulağıma ulaşan “Yuh abi ya Türk Bayrağını da atmışlar” a şaşkın kalan bünyemin verdiği tepkiden olsa gerek ,açık kalan ağzım epey su geçişine izin verdi ;tuzlu ve acıydı su. Bulunduğu mekânı koruyamayan, kirleten, gözden ırak olunca yitti sanılanın algısı içindeki adalının bilinç düzeyi “harikaydı”.
Bir Pazar temizliği daha bitmişti. Ankara dönüş keyfi yaşamak için ayrılınan kent beni özlemişti.
Döndüm.


